Kişisel Gelişim E – Kitaplar

"Elmas Tarlaları" Başlıklı E-Kitap İçin Yükleme Linkleri

E-Kitabın Uygulama (EXE) Versiyonu E-Kitabın PDF Versiyonu
Kimler İndirmeli:

  • PC Kullanan ve E-Kitabı Ekrandan Okumak İsteyenler
Kimler İndirmeli:

  • PC Kullanan ve E-Kitabı Kağıda Yazdırmak İsteyenler
  • Macintosh Kullananlar

Fare (mouse) ile aşağıdaki yükleme linklerinden bir tanesine tıklamanız yeterlidir.

  1. E-Kitap Yükleme Yeri 1 (EXE)
  2. E-Kitap Yükleme Yeri 2 (EXE)
  3. E-Kitap Yükleme Yeri 3 (EXE)

Fare (mouse) ile aşağıdaki yükleme linklerinden bir tanesine tıklamanız yeterlidir.

  1. E-Kitap Yükleme Yeri 1 (PDF)
  2. E-Kitap Yükleme Yeri 2 (PDF)
  3. E-Kitap Yükleme Yeri 3 (PDF)

Aitsizliğim Bir Bedelse Eğer

 
 

 

 

 

 

Aitsizliğim Bir Bedelse Eğer

Öyle çabuk gömdünki sessizliğine, yüreğinin ne kadarına sığdırdığını bilmiyorum beni. Ne kadar ki yüreğin küçük bir sığlığa koydun beni. Merak ediyorum; o kadar ağır mı geldim de taşıyamaz oldun beni.

oysa uzun yollardan gelmiştim sana
uzun ve soluksuzdu geldiğim yollar
dinlenmeden
usanmadan
patika yollarında
düşmeden
senin yüreğinin yolları bu kadar kısamıydı ki
gölgesiz
yarı yollarda bıraktın beni
daha soluklanmadan sende
daha sindiremeden beni

Yüreğimi gecene sığdıramayıp karanlığına attın beni. Oysa yıldızları toplayıp gelmiştim sana. Avuçlarımda sıkılı kaldılar, bırakamadım kucağına. Ait olamamanın acısını bilirim, hüzün işlemiş yıldızları ait oldukları yere yani geceye bıraktım gözyaşları içinde. Göz yaşlarım içime aktı. Anladımki içe akan gözyaşları kadar hiçbirşey acıtmıyormuş yüreği.

olmak istesemde
ait olamadım sana
tutamadım gözyaşlarımı
içime aktı
çok yandı canım

Bedel; bedenime ağır gelen bir yara şimdi. Seni gören gözlerimin bedeli gözyaşlarımsa, döktü içine yaşlarını ödedi bedelini.Tenine dokunan ellerim ödeyecekse bir bedel yansınlar ateşte o zaman, yoksa ödenemez bu bedel.

Aitsizliğim bir bedelse eğer, yüreğimde ödedi bunu.
Ve bedelini ödemem varlığından daha uzun sürdü, bilesin.
Bedel ödeme sırası sana gelmişken,
yıldızlarını kaybettirip içinden hüzün geçirdiğin gecelerimin bedelini
öde ödeyebilirsen şimdi!

Serkan Torun

14/07/2006-17:31

 

 

 

 

 

Gidiyorum/kendime

 

 

1
1

Gidiyorum../..kendime

puslu bir sabah ayazını peşimden sürükleyerek gidiyorum.
yalnızlığımı köhne bir sandalın sahipsiz sürüklenişine bırakırken,
hüznüm ardından ağlıyordu
alışkanlığından vazgeçen bir tiryaki gibi sıkıp yumruklarımı,
arkama dönüp bakmadan gidiyorum..

sahibi olmadığım ama üzerime zorla giydirilen,
bir beden büyük bütün kaçışları ihtiyacı olanlara bırakacaktım,
vicdanım el vermedi
usulca soyundum
ve sahiplerine geri verilmek üzere bir kenara bıraktım hepsini,
gidiyorum..

umudum küçük bir kız çocuğu,
el sallayarak çağırıyor beni uzaklardan
ısrar etmeyeceksin kalmam için ama hani olur ya, yine de etme
yapamadığım tek şeydi baharda kardelen yetiştirmek
sen onu istedin, mahcup oldu yüreğim,
gidiyorum..

oysa benim de hayallerim vardı;
dans edecektim yağmurda,
sonbahar’a vedaları değil gülüşleri yapıştıracaktım,
çiçekler alacaktım olur olmadık zamanlarda
fazla geldi çıplak elle çizdiğim resim tuvaline
konuşturma beni giderayak
çünkü ödünç aldım suskunluk adını verdiğin silahını,
gidiyorum..

eskiden olsa eteğimi çekiştirip beni kandırırdı içimdeki çocuk,
üzüleceğimi bile bile
gözlerine buzdan sarkıtları sen mi yerleştirdin..?
ki artık ağlayamıyor bile
onu bu kurak, duygusuz ve yeşili az topraklarda,
her şey iyi olacak gibi asılsız vaatlerle büyütüp,
hayata kazandırmam olanaksız
o çok sevdiğin korkularını,
her mevsime açık pencerenden içeriye bırakarak,
içimdeki her şeyden habersiz çocukluğumu yanıma alarak gidiyorum..

sen bir bedenle sevişmek istedin,
bense yüreğinle ve beyninle ve gözlerinle
adımlarımızın uyumsuz olduğunu neden hemen kabullenemedim diye
kırılarak kendime,
gidiyorum..

şimdi notaları sahipsiz ve öksüz kalmış yarım bir şarkıdır sevmek
canımı daha fazla acıtamayacağını bilmek,
biraz olsun mutlu ediyor beni
sürüklenmiyorum dikkat et,
gidiyorum..
sessizce ve hiçbir şey yaşamamış gibi

bir süre sonra denize ulaşıp,
korunaklı seyir defterimin ilk sayfasına taze ve diri umutlar
işleyeceğim
yüreğimi çıkartıp her şeyiyle masaya dökerken,
senden daha cesur olduğum için utanma sakın
bu cesaret,
çocukların masum dualarından çaldığım inatçı bir bekleyişti sadece

bana balonlar alabilecek kadar yürekli bir sevgiyi,
korkularıma rağmen başım dik karşılayacağıma dair söz vererek
gidiyorum..

bir bedeni değil, bir yüreği özlediğin vakit,
umarım zamanın olur güneşin doğuşunu huzurla izlemek için

bana ait olan ve olmayan,
bütün soruları ve cevapları ardımda bırakarak gidiyorum..

az kullanılmış ve bayandan bir sevda bırakıyorum sana
yolun açık olsun.
1
.

 

Pelin Onay

 

Prenses

Anılar öptü dudaklarımı

 

Anılar öptü dudaklarımı

(..çok zaman sonra belki de sen..)

sesi soluğu kesilmiş bir aşkın ortasından yürüyoruz

acılarımızı saramayacak kadar uzağız artık

kirpiklerimizde beslenen düşler,

yeni doğacak sevgililere miras

düşünüyorum da,

belki biz sevgiyi değil, hep ayrılığı büyüttük seninle

çıplak bedenlerimizden akan özlemler yanılttı bizi

yağmur yağarken anımsadığın ben değil,

yalnızlığındı belki de

ve ben yalnızlığını bile özledim desem,

beni duyamayacak kadar sessizsin artık

nakaratındayım anıların

beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk,

babasının şarkılarını söylüyor

öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu

ben de senin şarkılarını söylüyorum

is gibi, sus gibi, öyle vurgulu

kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem,

sana sarılamayacak kadar yorgunum artık

dağınıklığını toparlarken odamın,

elimde kaldı bir kitabın içinden düşen resmin

göz göze geldik bir an,

gözlerinde ‘seni seviyorum’ bakışın

kara çalılar ardına saklanan sinsi bir isyan kaşıdı yüreğimi

resimlerde kalacak kadar yabancı değildik o zaman

her şeyden önce dostumdun,

ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim

şimdi gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum desem,

mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim artık

nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk

ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum

şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum,

rakı makamına göre kadehe doluyor

bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri

an geliyor,

kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem,

semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık

ağdalı sevdim seni ama yapışkan değil

sevmek çekip gitmekti gerektiğinde, bunu bildim

sadece şiirlerimde konuşabildim, bağıra..çağıra

kızdın ve kırıldın sitemlerimin tavşan dudaklarına belki ama

sevdim seni, ayazda..boranda

ah o sadekâr ellerin bedenime yeniden dokunsa desem,

ellerini bedenimde tutamayacak kadar titriyorum artık

bir kedi gözlerimin içine baktı

ruhumdan bir deniz geçti, dalgaları göğsüme çarpttı

antika bir fincanda iç çekişlerim kaldı

gül kurusu perdeler, mutluluğuma kapandı

anılar dudaklarımı öptü, dudaklarım sızladı

çok zaman sonra sen de öp beni desem,

öpüşlerimiz bizi yakacak kadar sıcak değil artık

ve sen, her şeye rağmen gelip, ‘seni seviyorum’ desen,

bu iki kelimeden ölesiye korkuyorum artık..

 

Pelin Onay

 
Prenses

Suya Yazı

 

Suya Yazı

Suya yazıyorum. Hiçbir satırın sonunu düşünmeden ve çünküyle biten hiçbir cümlenin sonuna şerh düşmeden.
Bu bir itiraftır aslında ne yazılması önem ne de bilinmesi mühimlik arzeder. Sabırsız bir Salıyı savuşturmaya çalışırken gözlerim.
Tüm noktalarımı suya düşürüyorum. Anlamını bu kadar çabuk yitirecekse sendeki ben susma. Kaleminden bir nokta da sen düşür
yaşamadıklarımıza.

Güle yazıyorum. Tam da mevsimi gelmişken hani şu varoş bahçelerinde sessiz açan kahve çıkışı geç bir saate boynu hoyratça kırılan kocaman kadife güllerine.
Hanımeli kokusuyla çekiyorum buruk nefesimi anlık tebessümlere doymuş yüzüm düşüyor yere. Hiç yoktan çiğniyorum kaldırımları.
Acı bir keman sesiyle gömülüyorum yokluğuna gayrı yitirme vaktidir anlamını bakışlarımın.

Ve gülün ve suyun üstüne yemin olsun ki hiçbir göze bakamaz artık asılı dururken gözlerinde.
Salı akşamlarında ne yana doğrulursa ölümün namlusu alnım orda olsun istiyorum.
Ne çok şey istiyorum ne az fedakarım ne yavan seviyorum ve ne çabuk yalnız kalıyorum.

Dur…

Az sonra susar çarpıntılarım, keman susar. Az sonra veremli bir sancı başlar. Gıyabına beslerim tüm heveslerimi.

Dur…

Birazdan güneşim bildiğim birkaç anım bin yıldıza bölünür. Hangisini tutsam biraz sen kokar.

Dur…

Merhem niyetine az daha süreyim silüetini acılarıma. Ne dayanılmazdır bilemezsin maviliğinden uzak kalmak.

Az sonra ben de giderim bu düşten başka bir düşüşe. Az sonra yıkılır hüznüm anlamaz bir dost yüzünde çöreklenir ortasına yüreğimin.
Ve bilirsin ne çabuk ihanet eder yüreğime, delişmenliği gözlerimin.

Ama…
Yağma yok bu sefer başka şart olsun ki başka. Ulu orta çocuk gibi yalvarmasamda ağlamak çıkıyor fallarımda.

Bir tek çok sorarlar diye korkuyorum seni. Çıkarıp sakladığım yerden anlatırım diye.

Sahi….

Bir adın olmalı senin. Bahar, çiğdem, çiçek tadında. Kenger zamanıda gelmişken kayaçlarına memleketin yetişkin bir hüzünle bakmalıyım usulca uzaklayışına.

Öyle ya bir adın olmalı senin. Yağmurda yıkanmış ilk hecesi, menekşe der gibi tebessüm doldurmalı donuk bakışlara. Bir tutam gülücük serpiştirmeli her söylenişte.

Deniz gibi, gök gibi, umut gibi

Aşk gibi….

Firâk ı ölüm bir adın olmalı senin.

Bak ulu orta söyleyeceğim şimdi dili lâl.

Ya öldür beni yada adını aklımdan al.

Yazarı Bilinmiyor

 

kimsesiz kumsallar

 

 

 

 

 

 

 

 

kimsesiz kumsallar

İçe kapanma kıyılarına vurdum kendimi. Suya aksi vuruyor bugünkü maskemin. Sessizliği dinlerken mumdan gülüşüm eriyor yanaklarımdan. Yakıcı kokusu ciğerlerine doluyor sahte mutlulukların ve damla damla düşüyor avucuma. Sessizlik içinde hep pişmanlıklar, keşkeler çığlık çığlığa. Huzursuz bu suyun kıpırdanışları… kırgın. Oysa ki ne kadar düzgün ve berrak seyrederken. Hissediyorum, kızıl saçlarını mavi rüzgara bırakan denizkızının uğulduyan istiridyelerde gizlediği düşlerini. Yıldızları görüyorum gece kayarken tuttuğum dileklerin ağırlığıyla gömülmüş sulara.

Adım adım yaklaşıyorum derinliklere, ya ayağım kesilecek yerden ya bu mavilik yutacak gün geldiğinde. Dalıyorum boynum bükük, çıplak duygularla. Yalınayak kavgalarım. Dokunduğum su kadar bölünebilse keşke acılarım, cankırıklarım dalgaların vurduğu kayalarda kalabilse geri gelmeden. Martılar balıkların cilvelerini resimleseler kumlara kimsesiz rıhtımları mutlu etmek için. Kırık tahtalarda hafif bir tebessüm belirebilse ve sular köpük köpük kucaklasa kıyıda unutulan yosunları.

Kimsesiz ve kırık rıhtım , ucu saçak saçak kalın bir urgan ve kumlarda ters dönen bir kayık… Yalnızlığını dinliyorum denizin, ve köhne teknelerin sessizliğinde ağlıyorum için için.

Dingin mavinin içinde kırmızı bir tufan kopmakta. Tüm balıkların yüreğini, denizkızının düşlerini yutuyor girdap, dönüyor usul usul ve deniz kayıyor gözlerimde. Kumlar uçuşuyor, cankırıklarım batıyor rüzgarla heryerime, saçlarım dolanıyor kurumuş yosunlarla. Bu kıyıda kalmak istemiyorum. Sular çekmiyor beni, tutunamıyorum da rüzgarın ucuna ve deniz gözler terkediyor yavaş yavaş… sular çekiliyor, gitgide kuruyor sahiller, denizle rüzgarın sevişlerinden kalan tuzu basıyorum gönül yarama… Kanayan yaramı dinliyorum.

Sesimi duymak için uzanın kumlara güneş doğmadan. Çakıllar arasındaki çıtırtılara kulak verin sabah ayazı teninize düşerken. Yalnızlığı dinleyin ve güneş doğmadan yakarıp ‘sıcak gülüşlerini’ özlediğimiz soğuk duruşların ayazına portakal çiçeklerini düşürmesini isteyin göğsünden. Yükselirken aydınlığı , bana eşlik eden dolunayın süzülen gümüş damlalarını serpeceğim üzerinize … dinleyin …hissedin , gözönünde ve kalabalıkta olanların da ağladığını…

Dalgalar gülen maskemi yıkar , yıldızlar yalnızlığımı haykırır, peki kim ağlar ‘bende tükettiğin sana’ ben gibi !!…

Şimdi kaybolmak istiyorum sularda, yavaş yavaş boğulmak ve mavide tüketmek beyaz hayalleri… çekilirken benide alın dalgalar. Yosunlarınıza benide sarın.

Birgün kuruyan denizyıldızlarıyla bırakın kimsesiz kumsallara…

 

Yazarı BiLinmiyor 

 

 

 

 

 

 

 

Köşeye sıkışmış bir yaşam

 

Köşeye sıkışmış bir yaşam

Köşeye sıkışmış bir yaşam içinde kaldım öylece…
Çıkış yolu asla olmayan tüm bedenimi titreten bir yaşam.
İliklerime kadar acısını hissederken benden alıp gittikleri gözmünün önünden geçiyor.
Yaşam bu kadar adaletsiz olmak zorunda mıydı?
Gözyaşlarım yanağımdan damla damla süzülürken içten
kopan fırtınalarımın şiddetini artık durduramıyorum.
Sessizce beklerken kenarda içimde yaşadıklarımı
belkide kimselere söylüyemiyorum.
Yaram her geçen saniye daha çok kanıyor.
Anılarım ise ayağa kalkmış durdurmak için kendimde güç bulamıyorum.
Kendimi avutmak içinde artık hiç gücüm kalmadı.
Sahte maskelerle etrafıma saçtığım gülücüklerin yerini nedense düşüne maskemle
gerçek olan evet gerçek isyankar yüzümle tüm demlerimi oynuyorum.
Islak yüreğim asla kurumaya yüz tutmadı.
Gözyaşlarımla her daim ıslandı,ıslandı…
Yüreğim fermanı verilmiş ölüm eşiğinde…
Canım belki bu kadar hiç acımamıştı.
Artık kendimi durduracak ne takatım ne de cesaretim var.
Soğuktan titreyen beden değil bendeki..
Benim bedenim acılarıma karşı titriyor.
Köşeye sıkıştırılmış yaşam benim ki…
Pervarsızca çığlıklarını dışa vuran fakat kimselerin duymadığı bir yaşam.
Herkesin kulaklarını tıkadığı bir yaşam.
Dipsiz kuyularda çırpınırken el uzatılmayan, yüreğime sus desemde susmayan,
Gözyaşlarımı bağrıma bassamda beni tatmin etmeyen yaşam benim ki…
Artık ne yapsam nafile durmuyor bu sessizce attığım feryatlar…

Yazarı BiLinmiyor


YokLuğun

1

YokLuğun

Yokluğun bir kabus  gibi düştü içime
Ne yana dönsem her yerde sen…
Kaçmak kurtulmak istiyorum bu sevdadan
Kaçtıkça daha da gömülüyorum…
Haykırışlarım boşa kaçışlarım çaresiz
Bir boşlukta yuvarlanıyorum adeta…
Kimseler duymuyor feryadımı
Elimden tutup kimse alamıyor beni senden
Boğuluyorum  ölüyorum duyan yok beni
Bir sendin beni anlayan
Yaşama sevincim olan
Meğerse ölümüm oluyormuşsun…
İnce ince yok ediyorsun beni
Görmüyormusunnnn….!!!!

Yazar: Canısım

geridön

Geri Dön

En çok özlenildiği zaman sevilir giden
Özledikçe severiz, sevdikçe özlemler birikir göğsümüzün en yangın yerinde.

Sevgi varken yaşanan ayrılıklar sızılı bir masaldır.
Sebep ya şartlardır, ya zamandır,
ya da belki de sevginin göz alıcı, sihirli ışığına teslim olmaktan korkmaktır.
Ne olursa olsun bu masal ayrılıkların ayrılıklarla başlamadığını anlatır.
"Hoşça kal" der bir yazı, ya da bir ses.
Yüzünü sevgilinin yüzüne değdirmeyi kimse bu anda istemez.
Çünkü en çok o ana isyan eder belki çıldırasıya sarılma, delice öpme isteği…

("Dur gitme! Hoşça kalamaz ki kimse, ne giden ne de kalan geriye…")

(Gidenin biz olduğumuzu düşündüğümüzde hep kalan olmadık mı aslında geriye?
Gittiğimizi düşünüp aynı yerde saydık hep.
Doğum günleri çoğaldı avuçlarımızda,
takvim yaprakları anılarıyla düştü yüreğimize.
Ne yana kaçsak aynı yerde kaldık hep.

Vakitli vakitsiz hasretler nöbeti,
gece yarısı sevgilinin o güzel hayali,
gözlerde lanetli bir hıçkırığın intihar eşiği…)

Sevdikçe sevilenin yürekte kalmasındandır aslında hepsi…

Oysa aslında bitmemiştir değil mi?

Sözler söylenmiş, gereği düşünülmüş, süren sürülmüştür…

Ama bir bekleyiştir, içinde taşıyan ümidi…
Beklersin, neyi niye niçin beklediğini bilmeden…
Aslında bilirsin, çünkü geriye sevgi ve şiir kalmıştır, terk edemez ki onları seven.

(Evet şimdi ne zaman bir şarkı, bir söz, bir hatırlayış olsa
hep bir pay bırakır bana ve sana olan sevdama…

UNUTMA
BEN GİDERKEN DÖNÜP DOLASIP HEP SANA GELİYORUM ASLINDA…

Arkama baksam da bakmasam da
umudum
"Gitme" sözünün fısıltısında
………………………………….)

Yazarı bilinmiyor

bilen arkadaşların bana bildirmesi önemle rica olunur

Prenses

Seni Seviyorum

 

           

   Yıkık kent sevdası işte bitiyor…

Oysa sen dokunurken bu şehre, şehir inlerdi.
Adımlarından anlardım gelişini
Bir çok insan yürüyor şimdi adımlarını sürüdüğün caddelerde…
Ama hiçbiri senin yüzündeki tebessümü vermiyor bu kez benim yüzüme

Şimdi gidişini herkes göz yaşlarımdan anlıyor.
Sen olmayınca, hiç kimse olamıyor hiçbirşeyim…
Eyleme dayalı göz yaşlarım akmaktalar bir bir…

Dünyanın umurunda mısın?
Oysa ben seni dünyanın şahdamarı sanırdım.
Yıkılan kent sevdası işte burada biter
Yaşlı gözler elbet bir gün diner
Bir sevda kendini düne armağan eder.
Sayısız sevmelerim şimdi neye yarar
Ya da geç kalmış pişmanlıklarım…

Yaramaz artık bana…
Şimdi seni sonbahara sığdırıp tüm mevsimlerimi yaza gebe bırakıyorum.
Sesi değince yüreğime başkalaşan adam!…
Hangi bahar hazır olursun aşkıma?
Bekleyim, sırtımda bıçak gibi keskin duran soğuğumla…

Yaşanmışlıklarını sen biriktir öyle gel!…
Ben yaşayamadıklarımla özlerim seni yine
Kin vurmaz yüzüme bilirsin
Bencillik nedir bilmem ben…
Mart soğuğu değerken tenime, sen yaşa benim sahip olamadıklarımı…
Yarınlar uzak değil biliyorum.
Ellerin arayacak beni zamansız…
Biliyorum…

Sesi değince yüreğime sevda yeminini özleten adam!…
Gideceksin biliyorum.
Gecikmedin gitmek için, geldiğin kadar geç kalmadın yani
Bu kadavra aşkımın yüzüne bile bakmadan
Şehrimi enkaza teslim edip gittin…

Güzel bakışlı, masal yüzlü dev Kahraman!
Ne çok büyüttüm gözümde seni ve ne kadar çok büyüdüm gidişinle
Mevsimsiz bir yalnızlıkla sevdim seni
Sevdiğimden habersiz dolaşırken sen bu caddeleri
Kızıl nehirlerde boğulmamak için düşlerimi can simidi yaptım kendime…

Sen benim tekdüze edilmiş masalımdın…
Ben bir tek senin gözlerine kanardım.
Sen duymasan da ben söylerim, kulaklarında çınlasın…
Yaşıyorum, hep sana kalıyorum
Ve ben hep seni özlüyorum…

Duymadığın tek kelimeyi ödenmesi gecikmiş bir senet gibi
Haczedilmiş kıymetli düş gibi adrese teslim ediyorum…
Borcumun bedeliyse bu sözler
İşte ödüyorum…

                     Kahraman Tazeoğlu